12 Nisan 2021 Hoşgeldiniz
Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

8 MART

kategorisinde, 07 Mar 2021 - 15:00 tarihinde yayınlandı 222 defa okundu
8 MART
Işıl Soyhan Tüm Yazıları

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ile ilgili gerçekleri bir kez daha hatırlayalım…

Tarih: 8 Mart 1857…

ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başlar. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi ve arkasından da çıkan yangında, işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması tam bir katliam yaşanmasına sebep olur ve 129 kadın işçi orada can verir… Tekstil fabrikasında yükselen alevler ve haklarını aradıkları için alevlerin arasında mahsur bırakılan kadınların acı dolu çığlığı kadın emeğinin sesi olmuştur. İşçilerin cenaze törenine 10.000’i aşkın kişi katılır ve bununla beraber kadın mücadelesi dünyanın pek çok yerinde yankı bulur.

1910 tarihinde, Danimarka’nın Kopenhag kentinde düzenlenen II. Enternasyonale bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında, Almanya Sosyal Demokrat Partisi yetkilileri Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg tarafından sunulan öneri ile, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın Dünya Kadınlar Günü olarak anılması bu toplantıda oybirliğiyle kabul edilmiştir.

Lenin döneminde Moskova’da gerçekleşen III. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı / III. Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda ise 8 Mart “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlenmiştir.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında çoğu ülkede yasaklanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 1960’lı yılların sonunda Amerika Birleşik Devletleri’nde anılmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme gelmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul etmiş, ancak New York’ta ölen işçilerin anısına kabul edildiği vurgusundan kaçınılmıştır.

Türkiye’de 8 Mart “Emekçi Kadınlar Günü”

Türkiye’de 8 Mart ilk kez 1921 yılında “Emekçi Kadınlar Günü” olarak gündeme gelmiş, 1975 yılında ve onu izleyen yıllarda daha yaygın bir etkinlikle sokaklara taşınmıştır. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra dört yıl süreyle herhangi bir etkinlik yapılamamış, 1984’ten itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından ara verilen etkinliklerin devamı sağlanmıştır.

Kapitalizmin gölgesinde bir algıya malzeme edilen Dünya Emekçi Kadınlar Gününü kadının toplum içerisindeki yeri, sosyo-ekonomik düzende erkek egemen anlayışın getirdiği ayrımcı düzen, toplumsal baskılar ve hukuki altyapı eksiklikleri açısından değerlendirmek gerekir.

İşte tam da bu amaçla, emek dünyasının yakından tanıdığı, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi, çalışma ilişkileri, sosyal politikalar, emek ve teknoloji konularında önemli çalışmalarda imzası olan Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir ile 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününe ilişkin bir güzel ve anlamlı söyleşi gerçekleştirdik…

Sevgili Gamze Hocam, Dünya Emekçi Kadınlar günü olan 8 Mart’ın ‘kutlanması’ konusuna nasıl bakıyorsunuz? Tarihte bu kadar trajik bir olayın ‘kutlanması’ kavramı emek dünyasında mücadele verenler açısından nasıl değerlendirilmeli?

İlk olarak şunu söylemek önemli: 8 Mart kutlanacak bir bayram günü değil, emekçi kadınların mücadele birikimini anma ve bu birikimi ileriye taşıyacak adımları atma günüdür. 8 Mart’ı 8 Mart yapan 1857’de ABD’deki Cotton tekstil fabrikasında greve çıkan on binlerce kadın işçinin mücadelesidir. 1908’deki Ekmek ve Gül Grevi’dir. 8 Mart’ı 8 Mart yapan kadınların mücadelelerle ve ödedikleri bedellerle kazandıkları haklardır. Dolayısıyla, 8 Mart’ı bu bağlamdan koparıp, bir bayram gününe dönüştürmek, bu mücadelelere haksızlık olur. 8 Mart, kadın mücadelesini ileriye taşıma günüdür.

Dünyada ve Türkiye’de kadın emeğinin geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

2020’den bu yana hayatlarımızı ciddi şekilde etkileyen, yaşam pratiklerimizi değiştiren salgın, kadınlar için de oldukça zor bir dönemin kapısını açtı. Kadınlar için zaten yeterince güç olan yaşam koşulları salgınla birlikte daha da derinleşti. Öyle ki salgından en kötü, en sert ve en yıkıcı etkilenenler kadınlar oldu.

Türkiye’de 15 yaş üstünde işgücüne katılabilecek yaklaşık 30 milyon kadın bulunuyor. 30 milyon kadından yalnızca 10 milyonu çalışma yaşamına katılıyor. Bu 10 milyondan ise yaklaşık 6 milyon istihdam altındadır. Ve 1 milyon kadın ise asgari ücretin altında çalışmaktadır. Bir yandan kadınların çalışma yaşamına katılımı düşerken, diğer yandan katılanlar büyük bir işsizlik tehlikesiyle karşı karşıyadır. İstihdam altında olanlar ise ucuz, geçici ve güvencesiz işlerde çalışıyorlar.

İstihdamda fırsat eşitliği ve kadın iş gücünün ücretlendirilmesi ile ilgili görüşleriniz nelerdir?

Kadınların mücadelesi, önlerindeki toplumsal ve geleneksel tüm engellerin kaldırılması ve kadınların toplumsal gelişmenin eşit ortakları olmasıdır. Tüm kadın yurttaşların çalışma hakkına, sosyal güvenceye, mesleki eğitime ve öğrenim hakkına sahip olmasıdır. Kadınların çalışabilmesi ve toplumsal ilerlemenin eşit unsurları olabilmeleri için anneye çocukla ilgili sorumluluklar konusunda destek sağlamak devletin sorumluluğunda olmalıdır.

Pandemi döneminde ülkemizde, kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddetin arttığını görüyoruz. Bunun arkasındaki sebepler neler olabilir?

Kadınlar istihdamdan çekiliyorlar. Ev içi bakım emeği (hasta bakımı, çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev hijyeni gibi) sorumlulukları artıyor. Toplumda yükselen karamsarlık, şiddet ve gericilik de yine kadınları vuruyor. Salgınla birlikte kadınlara yönelik sömürünün, şiddetin ve gericiliğin baskısı artıyor.

Salgın ve ekonomik kriz toplumda kadınlara yönelik şiddeti derinleştiriyor. Salgınla derinleşen toplumsal kriz ortamı, eve kapanmak zorunda kalan kadınlara dönük gerici refleksleri ve şiddeti körüklüyor. Tüm bu koşullar kadınların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını tehdit etmenin yanı sıra çaresizlik, güvensizlik ve umutsuzluk gibi eğilimlerini artırıyor.

Ülkede kadın hakları ile ilgili siyasi karar ve uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kadına, kadının bireysel ve toplumsal varoluşuna yönelik saldırılar hem kadınlara dönük politikaların hem de toplumsal ve siyasal yaşamın her alanında gerçekleşen müdahalelerin sonucudur. Topluma karşı girişilen müdahale ve uygulamalar doğrudan kadınlar üzerinden tesis edilmektedir. Kadınlara dönük politikalar ve saldırılar da doğrudan tüm toplumu şekillendirmektedir.

Bu karanlığı dağıtacak olan yine kadın emekçilerdir. Bunun için gerekli politik ve pratik birikimi sağlamak ise hem kadın örgütlerinin hem emek ve meslek örgütlerinin hem de siyasal partilerin sorumluluğundadır.

Kadının toplumsal eşitliğinin olduğu bir ülkeyi var edebiliriz. Böyle bir ülke ve böyle bir toplum mümkün! Salgının, kapitalizmin ve gericiliğin kapanındaki kadınlar ancak bu kapanı kıracak bir mücadelenin öncüsü olurlarsa bu kapan kırılır.

Mücadelemiz aydınlık, eşit ve laik bir ülke için mücadelemiz kadınların düşleri için!

Sayın Hocam, Prof. Dr. Gamze Yücesan Özdemir’e değerli katkıları için çok teşekkür ediyorum…

‘…Ve kadınlar,
Bizim kadınlarımız…
Korkunç ve mübarek elleri, ince küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
Anamız, avradımız, yarimiz…

Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen,
Ve soframızdaki yeri
Öküzümüzden sonra gelen…’

Nazım Hikmet Ran’ın anısına saygıyla…

YORUM YAZ

Yorum Yazabilmek İçin Lütfen Giriş Yapın.